Çocukluk, Okul Hayatı, Mezuniyet Ve Ölüm Üzerine…

By | 05 Ekim 2015

Kardeşim üniversiteye başladıktan sonra evde bir takım değişiklikler yaptık. Odalardaki eşyalar, boya, badana, yerleşim vb… Bu sırada, eski kitaplarımı, günlüklerimi bulunca fark ettim hayatımı… Ölüm çok uzak değildi, ama çocukluk hayallerim de ayrı bir yerdeydi. Düşündüm, birkaç satır karalamak istedim…

İki tip insan var, ilkokula dair hatırladığım. Çalışkan olup, derece yapan ve “adam olacak çocuk” diye anılanlar; ve bir de, umursamaz olanlar… Hepsi iyi insan olabilir, çünkü tartıştığım şey onların iyi insan ya da kötü insan olması değil. Ama hayat öyle bir kuruyor ki dengesini, ya da dengesizliğini, okumuş ve kendini yetiştirmiş olan gençlerin bir anda cahil kimseler ile burun buruna geldiğini fark ediyorsunuz.

Üniversitede okurken hiç hayaliniz olmadı mı? Ya da iş hayatınızın hayalleriniz ile ne derece örtüştüğünü düşündünüz mü? Kariyerdi, paraydı, sizce mutluluk hedefi mi, yoksa araç mı?

Ya da bunca şaşa, ünvan, nakit ve diğerleri, birer balon mu?

Durun, durun. Derdim bu değildi. Derdim, 25 yaşında bir gencin, hayatı sorgulamasını kaleme dökmekti…

Hayatın Anlamı Ve Amacı Neydi?

Çocukluk, Okul Hayatı, Mezuniyet Ve Ölüm Üzerine...9 yaşımda İzmir / Bergama genelinde ilçe birinciliklerim vardı. 14 yaşımda askeri liseye girmeye hak kazandım. 18 yaşımda baskılardan dolayı Kara Harp Okulu’nu bırakmak zorunda kaldım. 19 yaşımda Endüstri Mühendisliği okumaya başladım. 20 yaşımda ilk defa yurt dışına çıktım. 23 yaşımda mesleğe atıldım. 25 yaşımdayım, 26’dan gün aldım. Özel bir şirkette yönetici pozisyonunda çalışmaktayım. Peki, tüm bunların anlamı neydi? Hepimiz, ne için okuduk? 3 kuruş para kazanmak için mi? Kazandığımız para ile tatil yapmak için mi? Ev taksidi ödemek için mi?

İnsan ömrü kısıtlı. Muhtemelen çoğumuz, 60 ila 80 yaş arasında öleceğiz. Kazası, hastalığı falan olanlar daha erken gidecekler. Yine inanca göre, bunların bir kısmı hurilerle raks edecek, bir kısmını ise zebaniler düzecek. Ben tarafsız kanattayım. Ne olacağı belirsiz diyenlerdenim…

İş Hayatı

Kısıtlı bir ömürde hayatı tüketmek, insanoğlunun yapacağı belki de en aptalca şeylerden bir tanesi… Düşünün, 60 yıllık bir kotanız var; ve siz bunun 35 – 40 yılını sabah akşam çalışmakla harcıyorsunuz. Burada bir yanlışlık yok mu?

Elin gavuru, Antalya’da emeklilik yaşarken hiç merak etmediniz mi, “Bu adamlar nasıl 40 yaşında emeklilik hayatı yaşıyor” diye?

Onu da geçtim, “şu şu marka bizim ülkede üretiliyor” diye övünüyorsun ya mesela… Neden, hiç düşündün mü? Ülkende ücretler düşük, ondan olmasın? Seni kullanıyorlar, belki ondandır?

Ömür bir kum saati. Anneme ve babama söylediğim tek şey var; “Bırakın kafanız atınca işlerinizi… Avrupa’yı gezin. İstediğiniz yerlere gidin. Çalışmayın kardeşim…”

Kariyer

Üniversiteden mezun olunca, neredeyse herkesin bir kariyer peşinde olduğunu göreceksiniz. Arasında 250 lira maaş farkı olan tiplerin birbirlerine hava bastığına şahit olacaksınız. Eğer kafanız benim gibi çalışıyorsa, muhtemelen bunlara kıçınızla da gülersiniz.

Kariyer var ya, o yalan birader. Bak, bu satırları okuyan varsa bilsin. Patron seni düzer, sen de altındakini… Aha, kariyer odur. Fazlası değil.

İş hayatına ilk atıldığımda, beni en çok şaşırtan ise 1500 liraya çalışıp da patrondan daha çok kendini işe veren insanlardı. Gerilimler, stresler falan… Saçmalamayın lan. İş ahlakı ayrı, salaklık ayrı. İşini düzgün yap, gerisini oluruna bırak. Ama yok, bizim insanımız, düzülmeye muhtaç…

Ve Ölüm

Buraya kadar yazdıklarım göreceli olabilir; ama ölüm gerçektir. Günü gelip hepimizi gömecekler. Hayatı sorgulayan bir kardeşime söylemiştim bunu, bana “sence hayat nedir?” diye sorduğunda…

“İnsan ömrü kısıtlı ve madem hepimiz öleceğiz; güzel yemekler yiyelim. Güzel şarkılar dinleyelim. Bir şeyler okuyalım ve güzel yaşayalım. Bir duble rakıyı içerken sevdiklerimizi analım. Ölünce hiçbiri yoklar… Ve bu kadar kısıtlı ömür için, götünüzü yırtmayın kardeşim…”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir