Nagold Gençlik Değişim Programı – 1 (Stuttgart)

By | 04 Ekim 2011

Yurt dışına hiç çıkmamış bir gencin, bulduğu her fırsatı değerlendirme içgüdüsüyle başvurmuştum Nagold Gençlik Değişim programına. İşleyiş basitti, Erasmus sınavıyla aynı sınava girecektik ve bir ortalama belirlenecekti, ardından sıkıntı çıkmazsa gidecektim; sorun çıkarsa da “ille de vatanım” diyerek hayatıma devam edecektim.

Nitekim listeler açıklandı, toplantılar ve tanıtım günlerinin ardından tüm işlemler halledildi. Heyecanın tavan yaptığı 15 Eylül 2011 gecesi, 13 kişilik kafile olarak İzmir Adnan Menderes Havaalanı’na doğru yola çıktık. (Aracımızı otogar servisi sanıp yanlışlıkla bizimle yola çıkan arkadaşı da çok geçmeden fark ettik ve üzülerek onun da aramızdan ayrılmasını sağladık. )

Nagold / Stuttgart / Almanya

Yolculuk

Gerekli işlemlerin ve “duty free” alışverişlerin ardından, bizi Stuttgart’a götürecek kanatlı demir yığınına bindik. Daha gitmeden uçaktaki Türk yoğunluğuna bakarak, Almanya bir parça da olsa kafamda canlanmaya başlamıştı. İzmir’in üzerinden havalanırken, Güzelbahçe semalarından lisemi selamladım ve arkadaşlarıma dönüp “bakın, burası Maltepe Askeri Lisesi!” diye anlatmaya başladım. Yolculuk şimdiden hasret duygularını serpmeye başlamıştı.

Gece vakti yola çıkmamızdan olsa gerek, pilotun güzergahı anlatışı sırasında uyuklamaktaydım. Ve nihayet Almanya semalarına geldiğimizde, öbek öbek oluşmuş yerleşim birimlerini, her köye uzanan asfalt yolları, çağın enerji ağları olan dev rüzgar güllerini görmekteydik. Pilotun uçağı indirmeyip, neredeyse direk piste fırlattığı sırada kendime gelebilmiştim!

Nagold Gençlik Değişim Programı Tayfası

Stuttgart Havaalanı’nda bizi, Nagold gençlik merkezi Youz’dan gelen iki görevli, Mr. Gerd ve Mrs. Kathrin karşıladılar. Türkçe anonsların da yapıldığı havaalanında, İstanbul aktarmalı gelen diğer arkadaşlarımız ve hocalarımız da alana geldikten sonra, görevli araçlarla Nagold’a doğru yola koyulduk.

İlk İzlenimler

İlk göze çarpan şeyin, minibüslerdeki arka koltuklarda oturan yolcuların dahi, trafikteki herkesin emniyet kemerlerinin takılı olmasıydı. İnanılmazdı! Yoldaki en serseri tipli gençler bile emniyet kemerleri takılı seyir etmekteydiler.

Yollar ile ilgili tek şey bu değildi. Almanya’nın bir araba cenneti olduğu, sadece ana yollarına bakılarak da anlaşılabilirdi. Türkiye’de 5 dakika arkasından baktığınız son model arabalara, burada 5 dakika içerisinde onlarca kez denk gelebilmekteydiniz.

Nagold Gençlik Değişim Programı İlk Akşam Yemeği

Tabelalar geçtikçe bir kuralı daha fark ediyorduk. Evet, Almanlar hız sınırına da uymaktaydılar. Bu nedenle ülkede meydana gelen trafik kazaları az ve önemli kayıp yaratmayan cinstendi.

Ve Nagold

Nagold’a vardığımızda, evlerin çatılarının oldukça dik olduğunu fark ettim. Nedeninin yağışların çatılarda birikmemesi olduğunu duymuştum önceden. Burası da oldukça yağış alan bir yerleşim birimiymiş.

Youz Center’a geldiğimizde, banyosu bulunmayan binamıza çeşitli tereddütlerle yerleştik. Plan ve program kabataslak aktarıldı ve içimize su serpen bir duyuru yapıldı, banyo için her gün yan taraftaki okulun duşlarını kullanabilecektik!

Görevlilerin bizlere hazırlamış olduğu yemeği yerken, gruptaki arkadaşlardan Esra, Ayşegül ve Elvan’ın yaptığı “kına gibi” benzetmesi nedeniyle, yemeğimi yarıda kesmek zorunda kalmış ve başka şeylere odaklanmıştım.

Yorgun olabileceğimiz düşünülerek, yemeğin ardından istersek uyuyabileceğimizi ya da dikkatlice dışarıda zaman geçirebileceğimiz söylendi. Hayata adeta gezmek ve fotoğraf çekmek için gelmiş olan gezi arkadaşım Ahmet’le beraber, küçük bir Nagold turu attık. Yaya yolu olmayan bir çevre yolundan, Türk usulü kıyıdan köşeden geçerek yürüdük. Şehrin her yanında bulunan kiliselerden 3-4 tanesini sadece bu esnada gördük.

Nagold / Stuttgart / Almanya

Akşamüzeri, tüm arkadaşlarla beraber küçük bir şehir gezintisine daha çıktık. Fakat öyle bir şey fark ettik ki, hepimiz büyük bir şok yaşamıştık. Saat 19.00’dan sonra açık bir dükkan ve sokakta dolaşan insan yoktu! 23.000 nüfuslu bu yerleşim yerinde, bu kadar insan evlerinde bilgisayar başında mıydı? Gezinin ilerleyen günlerinde bu sorumuzun cevabını, bir Türk marketinin sahibinden alabilmiştim : “Almanlar, ailelerine vakit ayırmak amacıyla, saat 19.00, en geç 20.00’den sonra çalışmazlar.

Gezi kapsamımızda, Nagold’daki okulları ziyaret, öğrenci kenti Tubingen, 1800’lü yıllardan kalma bir fırını ziyaret, Stuttgart, Mercedes-Benz müzesi, Fransa kenti Strasbourg, AB parlamento binasını ziyaret gibi planlar vardı. Tüm bunların yanında da bir Türk restoranında yemek yiyecek, orada yaşayan Türklerden (Kendi tabiriyle Almancı değil!) Burhan Abi’yi ziyaret edecek, Alman mutfağını incelemek açısından Alman restoranına gidecek, bizim için yapılacak İspanyol gecesine katılacak ve bizler de Türk gecesi düzenleyerek oraya veda edecektik.

Sabahları kahvaltı hazırlama işini, kızlı erkekli iki kişilik gruplara bölerek yapmaktaydık. Benim gibi Türkiye saatiyle kalkarak (1 saat erken) sofraya tabakları, peçeteleri ve bardakları koymak çok da akıl kârı bir iş değildi.

Nagold Gençlik Değişim Programı Gazete Haberi

Nagold’a yaklaşık 10 km’lik mesafedeki köye geldiğimizde, 1800lü yıllardan kalma bir fırında, soğanlı bir pizzayı andıran ilginç ama lezzetli bir hamur işi yeme şansımız oldu. Aynı köyde çekildiğimiz bir fotoğrafla beraber, Alman basınına da haber olduk.

Yemeklerin ardından, fırının bulunduğu yapıya çıkarak, müzeye çevrilmiş bu tarihi yeri incelemez fırsatımız oldu. Anı defterine çeşitli duygularımızı çeşitli dillerde yazdık. Ardından, tepedeki mezarlığa doğru yola koyulduk. Mezarlığın duvarında, 1. Dünya Savaşı’na o köyden katılıp da ölen Almanların isimleri vardı. Mr. Gerd “1. Dünya Savaşı’nı biliyor musunuz?” diye sorunca, “Evet, siz kaybettiniz ve biz de yenik sayıldık!” diyerek bir serzenişte bulundum. Mr. Gerd pek anlamasa da, bizim grupta o sırada gülüşmeler meydana getirmişti.

Mezarlıktaki dikkat çeken başka bir unsur da, mezar taşlarının oldukça bakımlı ve ilgi çekici durmasıydı. Bizdeki yıkık ve bakımsız mermerlere karşın, onlar ölülerine sanırım daha özenliydiler.

Akşamları Nagold’da bir genç ne yapar diye düşünürken, o akşamki programda, orada yaşayan bir Türk olan Burhan Abi’nin ev ziyaretinin olduğunu öğrendik. Eve girdiğimizde bizleri, Türkan Şöray ve Sezen Aksu afişleri karşılamıştı. Memleket hasretinden çok bu iki kadına olan aşk bütün eve yayılmıştı. Yemeği yediğimiz odada her yer sinema filmleri ve kitaplarla kaplıydı. Burhan Abi, orada yaşayan klasik Türkler’den ziyade, daha entelektüel görünen ve İstanbul Türkçesine hakim biriydi. Bir yeteneği de, şarkı söylemeseydi. Grupta benim gibi gitar çalabilen bir başka arkadaş da (Hakan) olunca, gecenin bir vakti soluğu stüdyoda aldık.

Eski bir askeri binanın bodrum katını, yumurta kaplarıyla stüdyoya çevirmişlerdi. O gece sabaha kadar gitar çalıp şarkı söylediğimizi hatırlıyorum. Kaynaşma ve stres atma açısından mükemmel bir geceydi.

Yazının 2. Bölümü için tıklayın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir